Ayasofya Külliyesi

Sultanahmet semtinde, Sultan Ahmed Camii’nin karşısında yer alır. Dünya mimarlık tarihinin en önemli eserleri arasında sayılan bu eser, aslında bir kilise olarak inşa edilmiştir. İnşasına Bizans İmparatoru I. Konstantin zamanında başlandı, fakat ancak 360 yılında, II. Konstantin’in imparatorluğu döneminde tamamlanabildi. Bu ilk Ayasofya çıkan bir isyanda kısmen yandı. II. Theodosios tarafından onarılarak 415 yılında yeniden ibadete açıldı. Ama 532’deki ayaklanma sırasında bu kez, tamamen yandı. Olaylar sona erince İmparator Jüstinyen, buraya muhteşem bir mabed yapmaya karar verdi ve Batı Anadolu’lu iki mimar-mühendis olan İsidoros ve Anthemios’u görevlendirdi. Yapım için bütün Akdeniz ülkelerinden malzemeler getirildi; Anadolu’daki, Artemis Tapınağı da dahil olmak üzere, bazı pagan tapınaklarının sütunları sökülerek Ayasofya’da kullanıldı. İnşası beş yılda tamamlandı ve Ayasofya 537 yılında yeniden ibadete açıldı. Günümüze kadar ulaşan yapı, Jüstinyen’in yaptırmış olduğu bu kilisedir.

Ayasofya o tarihten günümüze kadar zaman zaman tahribata uğradı, yeniden tamir edildi ve eklentiler yapıldı. Ama özelliğini hiçbir zaman yitirmedi.

Ayasofya, en kötü günlerini Latin istilası döneminde yaşadı; yağmalandı, harap edildi, birçok değerli eşyası alınarak Avrupa’daki kiliselere götürüldü. 1261’de şehir tekrar Bizans’ın eline geçtiğinde, Ayasofya oldukça tahrip edilmişti. Çok kısıtlı imkanlarla Ayasofya ihya edilmeye çalışıldı. Ama 1344 depreminde yeniden çok zarar görecek, hatta kubbenin bir bölümü de dahil olmak üzere, bazı kısımları çökecektir. Bu sırada gittikçe fakirleşen Bizans, Ayasofya’yı hemen tamir ettiremeyecek; Ayasofya bir müddet kapalı kalacaktır. Daha sonra toplanan özel vergi ve bağışlarla 1354’te yeniden tamir edilecektir.
Bütün bunlara rağmen Ayasofya, Latin istilasından İstanbul’un fethine kadar.eski ihtişamlı günlerine bir daha geri dönememiştir. Şehir fethedildikten sonra Fatih Sultan Mehmed, doğruca Ayasofya’ya gidecektir. Ama Ayasofya çok haraptır. Bu harap ama muazzam mabed, aynı gün kiliseden camiye dönüştürülecek ve böylece Ayasofya için yeni bir dönem başlayacaktır.

Camiye dönüştürüldügü günden itibaren Ayasofya, özellikle Osmanlı sınırları içerisinde yaşayan Müslümanlar için çok büyük bir öneme sahip olacak, yüzyıllar boyunca hatırlatan bir sembol olarak bu önemini devam ettirecektir.

Fatih, Cami’ye gelir sağlayacak birçok mülk vakfetmiş, bir mihrap, minare ve medrese yaptırmıştır. Ayasofya fetihten sonra sürekli özen gören bir camii olmuş ve yapılan eklerle muazzam bir külliyeye dönüşmüştür.

Sultan II. Bayezid tarafından bir, Sultan II. Selim tarafından iki minare daha eklenmiş, Sultan I. Mahmud tarafından ise 1739-1740 yıllarında sanat şahaserleri olan şadırvan, sıbyan mektebi, aşhane-imaret, kütüpharie ve yeııi bir hünkar mahfili ile mihrap inşa edilmiştir. Ayrıca dalııı önce sadece yüz kısımları sıvayla kapatılmış bulunan mozaikler de, bu tamirat ve ekler esnasında tamamen sıvayla örtülmüştür. Ayasofya aynı zamanda birçok padişahın gömüldügü bir külliye olmuştur. Sultan II. Selim, Sultan III. Murad, Sultan III. Mehmed, Sultan I. Mustafa ve Sultan İbrahim ile bazı hanedan mensuplarının türbeleri Ayasofya Külliyesi’ndedir.

Cumhuriyet’ten sonra, savaş yıllannda bakımsız kalan Ayasofya bazı küçük tamiratlar gördü. 1932 yılında, Türk Hükümeti’nden izin alan A.B.D. li bilim adamları mozaikleri ortaya çıkarmak üzere çalışmalar başlattılar. Bu çalışmalar devam ederken herhangi yazılı bir karara dayalı olmaksızın Ayasofya 1934 yılında müzeye dönüştürüldü ve 1935 yılında müze olarak ziyarete açıldı. Şu anda da müze olarak kullanılmaktadır. Caminin sonsuz kozmosu temsıl ettiğine inanılan geniş kubbesi çok etkileyicidir. Hele bu kubbenin 530’lu

yıllarda yapılabilmiş olması, Ayasofya’yı daha da önemli hale getirmektedir. İçinde bulunan mozaikler uğramış oldukları tahribata rağmen, hala dünyadaki en değerli mozaikler arasındadır. Ayrıca Osmanlılarca Ayasofya’ya yapılan eklemeler, onun orjinalliğini bozmamış aksine daha da güzelleştirmiştir. Camii içerisinde yer alan 7.5 metre çapındaki hatlar, bir dantel görünümündeki taş işlemeciliği ve çiniler paha biçilmez değerdedir. Külliyeyi oluşturan sıbyan mektebi, türbeler, sebiller ile şadırvan da mimari açıdan çok önemlidirler.

 

Reklamlar
Published in: on Eylül 12, 2008 at 7:07 am  Yorum Yapın  
Tags: , , ,

The URI to TrackBack this entry is: https://sehristanbul.wordpress.com/2008/09/12/ayasofya-kulliyesi/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: