Ağaçların gölgesinde bir şehir…

istanbulun ağaçları-iskender pala

İstanbul’un Ağaçları

Bilmem farkında mısınız; İstanbul artık daha ziyade yeşil, daha çok ağaçlı. Çeyrek yüzyıl öncesinin Boğaziçi sırtlarını hatırlıyorum, neredeyse baştan sona çıplak tepeler silsilesi idi.
Şimdi binalarla dolu, ama ağaçlarla da dolu. Boğaziçi’nde ağaçlar, çeşitli sebeplere bağlı olarak hep böyle belli aralıklarla bir var, bir yok olmuş, İstanbullular bazen çıplak tepelere bakmış, bazen yeşil yamaçları seyre dalmışlardır.

XVI. yüzyılın söz ustası, şairler sultanı Baki Efendi bir gazelinde, çağının pastoral ilhamlarını damıtarak şöyle diyor:

Eşcâr-ı bağ hırka-i tecrîde girdiler

Bâd-ı hazân çemende el aldı çenârdan

Her yaneden ayağına altun akup gelir

Eşcâr-ı bağ himmet umar cûybârdan

Sahn-ı çemende durma salınsın sabâyile

Âzâdedir nihâl bugün berg ü bârdan

Bir yanda İstanbul coğrafyasının ağaç ile sıkı fıkı dostluğu, diğer yandan devletin ihtişam ve debdebesi, hatta İstanbullunun zihniyet algılamasını yansıtan bu beyitler çıplak anlamıyla aşağı yukarı şöyle demek olur:

“Bağın ağaçları (meyveden ve yapraktan) arınıp soyutlanmışlık hırkasına büründüler. Mevsim değişince sonbahar rüzgârları çınardan el aldı da şimdi dört bir yandan ayağına altın akıp geliyor. Kırlardaki ağaçlar ise sanki ırmaktan medet umuyorlar. Artık taze fidanlar kırlarda saba rüzgârıyla durmadan salınsa ne çıkar, zaten meyveden ve yapraktan kurtulmuş değiller midir?”

İlk beyit, sonbaharda yaprakların dökülüşü ve yaz sonunda ağaçların itibardan düşüp rüzgârın hüküm sürmeye başladığını, dervişlerin dünyadan sıyrılma halleriyle örtüştürerek vermekte ve meyveleriyle yapraklarından sıyrılan ağaçları, dünya malı ve ilgilerinden mücerret hale gelen dervişlere benzeterek anlatmakta. İkinci beyit şairin yaşadığı Kanuni çağında Osmanlı devletini, her yandan ayağına altın akıp gelen bir çınar biçiminde sembolize etmekte, kırlarda çınarların geniş gövdeleri altında toplanan altın sarısı sonbahar yapraklarını, çevre ülkelerden devlet hazinesine akan haraç ve vergilerin çil çil altınlarına benzetmektedir. O kadar ki belli vergiler karşılığında Osmanlı’nın himayesinde olmayı veya onunla hoş geçimde bulunmayı arzulayışlarını da “ırmaktan himmet umma” olarak göstermekte, XVI. yüzyılda sultana ulaşmak üzere İstanbul’da günlerce, aylarca bekleyip aracılardan himmet bekleyen sayısız elçiye de bir göndermede bulunmaktadır. Son beyit ise İstanbul sokaklarını ve meydanlarını dolduran fidan boylu tazelerin serazat hayatlarını, fidanların umursamaz salınışlarına benzeterek adeta İstanbul’un zevk ve estetik hayatından bir kesit sunmaktadır. Üstelik şair bütün bunları tabiata bakarak, gözünü çevresine çevirmiş olarak bize sunmaktadır.

Eski şairlerin tabiattan ilham alışları başlı başına incelemeye değer bir konudur. Tabiata bakan, toprağı anlayan, çevresindeki dengenin farkında olarak yaşayan bu adamların en ziyade andıkları ağaç da hiç şüphesiz sevgilinin boyunu andırdığı için servidir. Nitekim aynı şairin ifadesiyle servi, her dem taze (=ebedî güzellik), elif gibi azade (=vahdet), meyve vermeyen (=âşıkına iltifat etmeyen) bir ağaçtır amma nice âşıkın gönül kumruları ona can atmaktadırlar:

Baki nice bir fâhte-veş bâğ-ı belâda

Nâlân olam ol serv-i hırâmânın elinden

Hemen hemen, “Ey Baki! O salınan servi boylu güzel yüzünden bela bahçesinde kumru gibi daha ne vakte kadar inleyip duracağım?!..” demeye gelen bu ifadenin arka planında tıpkı güle âşık olan bülbül misali serviye tutkun kumru imgesi vardır. Öyle ki hemen her servinin üstünde bir kumrunun “hû-hû”larını duymak mümkündür. O hû-hûlar ki sevgilinin gerçekliğini dile getirip adeta âşıka bir derviş zikrini tamamlar gibi olgunluk verir.

Kaddini öğmek Necatî’nin değil haddi veli

Söylenir kumru gibi serv-i hırâmân üstüne

beytinde olduğu gibi. Diyor ki, “Ey sevgili! Senin boyunun güzelliğini övmek, gerçi şu Necati’nin haddi değildir ama yine de kumru misali salınan servi üstüne anlatıp duruyor.”

Baki’nin yukarıda Osmanlı devletini çınara benzeterek çınarın uzun ömrü ile devletin bekası arasında kurduğu ilgi, aynı zamanda eski şiirin çınar algılamasına da kapı aralamaktadır. Buna göre çınarın kolları yanlara uzanmış, yaprakları da eller biçiminde cömertçe açılmıştır. Bu tavrıyla o, hem herkese kol uzatan güngörmüş bir pir-i faniye, hem de çevresine ihsan ve himmeti dokunan ermişlere benzer. Bu iki şahsiyet Osmanlı devletinin içini dolduran başat kimliklerin göstergesidir. Öyle ki çınarlar çevresinde insanlar birikir. Tıpkı çınar misali abide şahsiyetler çevresinde birikilmesi gibi. Nitekim o zamanlarda şehrin meydanlarında çınarlar olur, karargâhlar çınarların çevresine kurulur, bezm ü rezm için çınar altları tercih edilirmiş. Çünkü çınarlar gölgelerinde nice yeni yetmeleri kemale erdirip pir eyler, nice eğlencelerde şahlara tempo tutup el el olmuş yapraklarıyla güzellikleri alkışlar.

Atalarımız İstanbul’a ağaç dikerken tepelere üstü kubbemsi fıstık çamlarını, yamaçlara servi gibi uzun boylu ağaçları, iskele ve meydanlara da çınarları layık görmüşler. Birincisi tepelerin estetik güzelliğini korumak, ikincisi erozyonu önlemek, üçüncüsü de çevresinde insanları biriktirmek için. Bilhassa Boğaziçi köylerinin vapur iskelelerinde sıklıkla asırlık çınarlara rastlanması bundandır. O çınarlar ki tarihte yüzünü görmeyi isteyip sesini merak ettiğimiz nice kahramanları görmüş, nice kez şehrin hüzünlerine ve neşelerine şahit olmuş, güzel baharlar yaşayıp fırtınalı zamanlarla sarsılmış tarihî birer kimlik taşır. Farkında mısınız, İstanbul şimdilerde bunu bize hissettiriyor!..

İskender Pala

Reklamlar
Published in: on Kasım 17, 2008 at 11:46 am  Yorum Yapın  
Tags: , , , , ,

The URI to TrackBack this entry is: https://sehristanbul.wordpress.com/2008/11/17/istanbulun-agaclari/trackback/

RSS feed for comments on this post.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: